18 Ekim 2022 Salı
24 Eylül 2022 Cumartesi
Farha ve Miksi İshak Şimmeshindi’nin altı çocuğundan biri olup 1916’da Mardin’de doğan Nasra Şimmeshindi Çilli, Hindistan’dan 600 yıl kadar önce göçeden bir şimmes'in(yardımcı papaz) soyundandır. Miksi, Süryanilerde “Kudüs Hacısı” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda ressam ve heykeltraş olup kilisede papaz yardımcığı da yapan baba, kızına Nasra adını Nasralı İsa’dan esinlenerek koymuştur. Miksi İshak bu yan işlerin yanı sıra asıl geçimini basmacılıktan kazanmaktadır.



Süryani okulları kapatıldığı için okula gidemeyen ve Türkçe öğrenemeyen Nasra, 13 yaşında nişanlandığı Kermo Çilli ile evlenerek 5 çocuk sahibi olur. Evin geçimine katkıda bulunabilmek için uzun yıllar terzilik ve oya işçiliği yapar. Kocasını yitirdikten sonra ise, kaybolmaya başlayan bir Süryani geleneği olan baba mesleği “basmacılık” sanatını sürdürmeye karar verir. Babadan kalma ahşap kalıplar, yıllanmış fırçalar ve kök boyalarla yola çıkar. Kendi yarattığı motifleri bu kalıplarla bez üzerine basar, desenleri eli ile çizer, kök boyalarla renklendirip bez ikonlar üretir. İsa ve havarilerini, İncil ayetlerini, melekleri, hayvanları, Şahmeranı, İsa’nın “doğumu-vaftizi-son akşam yemeği-çarmıha gerilişi”ni, kilise perdelerinin-örtülerin-bezlerin üzerine işler. Ünü öylesine artar ki, perdeleri yalnız Mardin ve çevresinde değil, dünyanın çeşitli manastır ve kiliselerince de aranır hale gelir. Bugün Mardin ve yöresindeki kiliselerle manastırlar Nasra Teyze’nin yanı sıra, babasının, amcasının ve kardeşlerinin işledikleri örtülerle-perdelerle donatılmıştır.

Çocukları ABD, İsveç, Kanada ve İstanbul’da yaşadıkları ve onu da yanlarına almak istedikleri halde, çok sevdiği Mardin’den ayrılamayıp, 27 Nisan 2016’da ölene değin Mardin’de kalmayı yeğler. Vasiyeti üzerine, Mor Mihail Kilisesi bahçesinde, 72 yıl sonra açılan ve torunu Metin Ezilmez’in girişimiyle Mardinli Taş Ustası Veysi Dua tarafından anıtlaştırılan babasının mezarında, onun yanına gömülür.

Nasra Teyze ile 1 Ekim 2002’de atölye-evinde tanışıyoruz. Türkçe’yi çok az bildiği için torunu aracığıyla konuşuyor ve onu gösterdiği bir kilise örtüsüyle birlikte fotoğraflıyoruz. Geçimini sürdürebilmek için yarattığı, ev içi kullanımına yönelik basmalarından birini –iyi ki- satın alıyoruz( Bu örtü şimdi, kendini yakıştırdığı Ayvalık evimizi süslüyor). Atölye-evin tüm duvarları örtülerle kaplı gibi. Sedirlerinin üzerinde de, özenle katlayıp istiflediği diğer yapıtları.
Çankaya Belediyesi’nin girişimiyle ÇSM(Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin Füreya Koral Sergi Salonu’nda 4 Mayıs’ta açılan sergi 14 Mayıs’ta sonlanıyor. Nasra teyzeyi bugüne değin duymamış ve tanımamış olabilirsiniz. Ama onun olağandışı çalışmalarını( bir köşede de torunu Riva Ezilmez’inkileri) görebilmek için halen fırsatınız var.
31 Ağustos 2022 Çarşamba
Ailevi durumları pek iyi değildir, geçim sıkıntısına bir evlat daha eklenince daha da zorlaşsa da ailesi tarafından sevilir. Behice, Münire ve İlyas kardeşlerin neşe kaynağı olur. İlkin İbrahim ismi verilmek istenir. Circis ismi verilir fakat lakabı Bahe olur.Anne Vedia ailenin geçimine katkıda bulunmak için dokuma işlerine başlar.Dokuma işleriyle meşgul olur.Bahe’den ve ev işlerinden arta kalan zamanlarda dokuma işleri yapar. Bir buçuk yaşındayken annesi onu bir kuyunun yanındaki yatağa yatırır. Uyurken yanına yanaşan horozun saldırısına uğrar. Çığlığına annesi yetişir. Yüzü gözü yara bere içinde kalır. Kalıcı izler bırakır bu olay. Dört yaşına kadar pek bir şey belli etmez ancak daha sonra zihinsel olarak da izler kaldığı ortaya çıkar. Konuşma ve anlama güçlüğü çeker. Gittikçe zorlaşan şartlar Bahe’nin de babasını alır. Altı yaşına geldiğinde babası ölünce anne Vedia ne yapacağını şaşırır. Suriye’deki baba evine dönmek ister ama Bahe’yi götüremeyeceğini bilir.Çareyi Bahe’yi manastıra bırakmakta bulur. Bahe’yi manastıra bırakır.
Annesi son defa sarılır ve “biz geleceğiz” der. Kapıya kadar tekrar eder: “Biz geleceğiz Bahe”. Kız kardeşi, “hem çocuk hem de saf biriydi ve onu manastıra bıraktı. Manastır onun hem annesi hem de babası oldu” diyor.Manastırda çobanlık, bahçıvanlık gibi çeşitli işlerde çalışır. Özel günler hariç asla manastırdan dışarıya çıkmaz. Manastırın kapısı her açıldığında koşar, ilk o açar. Uzun yıllar manastırda kalır ama Bahe hep annesini bekler, annesinin öğrettiği Arapça’yı konuşur. Yaklaşık 70 yıl manastırda kalmasına rağmen Süryanice konuşamaz. Annesinin öğrettiği dili bilir ve annesinin yolunu gözler. Çocuk gibi kalır, hep annesinin geleceğine inanır.
Mardin Kırklar Kilisesi başpapazı Gabriel Akyüz, “Annesi 6 yaşında iken kendisini Delrulzafaran Manastırı’na bırakıp gitti. Bugün, yani 76 yaşına bastığı bugünlerde bile annesini bekliyordu.“
Tam 70 yıl annesini bekler. Kalbi dayanamaz ve 2014 yılında Deyrulzafaran’da bir taş eksik kalır.
Not: Fotoğraf / Şehmus Çakırtaş 1995