Yaşama Uğraşı Fanzin: kültür
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2022 Çarşamba

Mezopotamya’nın Sessiz Dili: Deq

Eylül 28, 2022 0
Mezopotamya’nın Sessiz Dili: Deq

 

tattoos_19.JPG

Dövme Geleneği vücuda hem sağlık hem güzelik açısından resim yapmakla başlamıştır. Dövme yapma geleneği hayli eskidir. MÖ 2000’lerde Antik Mısır toplumunda dövmenin yapıldığı mumyalardan anlaşılmıştır. Mısırlıların dışında Britonların, Galyalıların ve Trakların da dövmeleri vardı. Antik Yunanlar ve Romalılar, “barbarlara özgü bir uğraş” saydıkları dövmeyi suçlular ile kölelere yaparlardı. Mezopotamya bölgesinde ise dövme Kürtler ve Farslarda Deq, Araplarda Wesm olarak adlandırılmıştır. Kürtler, Araplar, Ezidiler, Süryaniler, Türkmenler, Aleviler tarafından hem sağlık hem güç sembolu olarak kullanılmıştır.

Buz Adam Ötzi’nin dövmeleri:

Avusturya-İtalya sınırındaki Ötztal Alplerinde 1991 yılında keşfedilen Ötzi’nin bundan yaklaşık beş bin yıl öncesine ait olduğu ortaya çıkmış ve Ötzi’nin vücudunda 60 tane dövme keşfedilmiştir. Bu dövmelerin güzellik için değil sağlık açısından yapıldığı tahmin edilmektedir.

Mezopotamya’da dövme

Mezopotamya coğrafyasında yaşayan tüm halklar dövmeyi hem güç sembolü olarak hem aidiyet olarak kullanmış kimileri de sağlık için kullanmıştır. Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Kürtler, Ezidiler ve bölgedeki diğer insanlar tarafından kullanılmıştır. Kürtler, Ezidiler, Zazalar, Aleviler, Süryaniler Deq, Araplar Vesm veya Nevş, Türkmenler “dögme” olarak adlandırmıştır. Deqleri genelde Çingeneler, Qurbetler, Mıtrıplar göçerlik yaparak ve para karşılığı yapmışlardır. Dövme yapan erkeğe “dekkak”, bayana “dekkake”, dövme yaptıran erkeğe “medkuk”, kadına “medkuke” denilmektedir. Deqlerde çeşitli semboller kullanılır. Deqlerdeki bitki motifleri özellikle doğurganlık ve verimliliği sembolize ediyor.

Her dövmenin bir anlamı var

Ayaklara işlenen halhal sadakati ifade ediyor, makas kısmeti, ceylan mutluluk ve şansı, haç ise kötülükleri kovduğuna inanıldığı için vücuda işlenmiştir ve özellikle bölgedeki Süryaniler tarafından Kudüs’e ziyarete gidenlerin hacı olduğunu belirten bir ifadedir haç. Yapmak mecburidir hem dini bir sembol hem de kişinin hangi topluma bağlı olduğunu bildirmek için yaptırılır. Diğer yandan her aşiretin kendine mahsus dövmeleri vardır…

tattoos_19.JPG
Kaynak: National Geographic

Bu dövmelerin bedende işlendiği yerler ve figürler aşiretten aşirete göre değişir. Hiçbir aşiret veya kişi bir diğer aşirete ait sembolleri kullanamaz. Bu savaş nedeni sayılır. Aşiret dövmesi taşımak hem aşirete bağlılığı hem de kendini güvende hissetmeyi sağlar. Hem de soyluluk işareti olarak taşınır. Bunlar dışında aşirete ait dövme taşımanın günlük pratik yararları da mevcuttur…

Savaşlarda ölen veya yaralı düşen birinin, kaybolan birinin, hırsızlık ve benzeri kötü bir iş yapan birinin hangi aşiretten olduğu dövmesinden tespit edilebilir. Dövmeler kurumdan ve anne sütünden yapılır. Bazen de keçi veya koyun safra kesesi sıvısından da yapılmaktadır. Semboller, deri üzerine çizilir ve sonra dikiş iğnesiyle bir dizi küçük delik açılır. Karışım daha sonra kabuk bağlayan ve dövme bırakan tasarımın üzerine yaydırılır. Bu uygulama genellikle 8 ile 12 yaş arasında yapılır. Gün geçtikçe dövmelere rağbet dini sebeplerle azalmıştır. Mardin Kırkılar Kilisesi Pederi Gabriyel Akyüz “dövme geleneği aslında Süryani kültüründe yoktur. Tahmin ediyorum bu kültürü civar komşulardan aldık. Araplardan veya Kürtlerden almış olduk. Tarihçesini de tahmin ettiğim kadarıyla Kölelik devrinden gelen bir gelenektir. Mühür gibi, bu köledir artık demek için.Dinsel anlamda hiçbir anlamı yoktur bizde, fakat Kudüs’e giden ziyaretçiler o ziyaretin anısına bir haç yapıyor”. İslamiyet içinde durum benzerdir, pek tasvip edilmese de Kuran’da yasaklandığına dair herhangi bir ayet (net ayet) yoktur. (Kuran’da vücudunuzda değişiklik yapılmamasından bahseder ama insanlar sağlık için de bunu yapar.)

Not:  Bu yazı daha önce Gaia Dergi'de yayımlanmış bir yazıdır.

24 Eylül 2022 Cumartesi

İşlemeleriyle Ölümsüzleşen Kadın "Nasra Şimmeshindi "

Eylül 24, 2022 0
İşlemeleriyle Ölümsüzleşen Kadın "Nasra Şimmeshindi "



Farha ve Miksi İshak Şimmeshindi’nin altı çocuğundan biri olup 1916’da Mardin’de doğan Nasra Şimmeshindi Çilli, Hindistan’dan 600 yıl kadar önce göçeden bir şimmes'in(yardımcı papaz) soyundandır. Miksi, Süryanilerde “Kudüs Hacısı” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda ressam ve heykeltraş olup kilisede papaz yardımcığı da yapan baba, kızına Nasra adını Nasralı İsa’dan esinlenerek koymuştur. Miksi İshak bu yan işlerin yanı sıra asıl geçimini basmacılıktan kazanmaktadır.

Süryani okulları kapatıldığı için okula gidemeyen ve Türkçe öğrenemeyen Nasra, 13 yaşında nişanlandığı Kermo Çilli ile evlenerek 5 çocuk sahibi olur. Evin geçimine katkıda bulunabilmek için uzun yıllar terzilik ve oya işçiliği yapar. Kocasını yitirdikten sonra ise, kaybolmaya başlayan bir Süryani geleneği olan baba mesleği “basmacılık” sanatını sürdürmeye karar verir. Babadan kalma ahşap kalıplar, yıllanmış fırçalar ve kök boyalarla yola çıkar. Kendi yarattığı motifleri bu kalıplarla bez üzerine basar, desenleri eli ile çizer, kök boyalarla renklendirip bez ikonlar üretir. İsa ve havarilerini, İncil ayetlerini, melekleri, hayvanları, Şahmeranı, İsa’nın “doğumu-vaftizi-son akşam yemeği-çarmıha gerilişi”ni, kilise perdelerinin-örtülerin-bezlerin üzerine işler. Ünü öylesine artar ki, perdeleri yalnız Mardin ve çevresinde değil, dünyanın çeşitli manastır ve kiliselerince de aranır hale gelir. Bugün Mardin ve yöresindeki kiliselerle manastırlar Nasra Teyze’nin yanı sıra, babasının, amcasının ve kardeşlerinin işledikleri örtülerle-perdelerle donatılmıştır.

Çocukları ABD, İsveç, Kanada ve İstanbul’da yaşadıkları ve onu da yanlarına almak istedikleri halde, çok sevdiği Mardin’den ayrılamayıp, 27 Nisan 2016’da ölene değin Mardin’de kalmayı yeğler. Vasiyeti üzerine, Mor Mihail Kilisesi bahçesinde, 72 yıl sonra açılan ve torunu Metin Ezilmez’in girişimiyle Mardinli Taş Ustası Veysi Dua tarafından anıtlaştırılan babasının mezarında, onun yanına gömülür.

Nasra Teyze ile 1 Ekim 2002’de atölye-evinde tanışıyoruz. Türkçe’yi çok az bildiği için torunu aracığıyla konuşuyor ve onu gösterdiği bir kilise örtüsüyle birlikte fotoğraflıyoruz. Geçimini sürdürebilmek için yarattığı, ev içi kullanımına yönelik basmalarından birini –iyi ki- satın alıyoruz( Bu örtü şimdi, kendini yakıştırdığı Ayvalık evimizi süslüyor). Atölye-evin tüm duvarları örtülerle kaplı gibi. Sedirlerinin üzerinde de, özenle katlayıp istiflediği diğer yapıtları.

Çankaya Belediyesi’nin girişimiyle ÇSM(Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin Füreya Koral Sergi Salonu’nda 4 Mayıs’ta açılan sergi 14 Mayıs’ta sonlanıyor. Nasra teyzeyi bugüne değin duymamış ve tanımamış olabilirsiniz. Ama onun olağandışı çalışmalarını( bir köşede de torunu Riva Ezilmez’inkileri) görebilmek için halen fırsatınız var.