Babamın söylediklerine bakılırsa bir baltaya sap olamadım şu koca hayatta. Babam ileride bir arsa gibi
değerlenirim diye düşünmüş olmalı ki bütün yatırımını bana yapmış olduğundan sürekli bu sözü
tekrarlayıp duruyor. 15 yıl okul okuduktan sonra bir işe girip para kazanmayıp babamın deyimiyle eve
ekmek getirmediğim için söylediği sözlerinin haklılık payı düşüncesini doğurmaktaydı. Üniversiteyi
bitirdikten sonra iki yıl boyunca Kamu personeli seçme sınavına girdiğim halde öğretmen atamaları
olmadığı için uzun zamandır kaldırım mühendisliği ve Zeki Abi’nin kahvesinde terlik ölçüm mühendisliği (arkadaşlar arasında çayın demi ile alakalı bir şaka ) yapıyorum.
Babamın dilinden kurtulmak için özel bir öğretim kurumunda çalışan bir arkadaşının tavsiyesi ile bir
okulda çalışmaya karar verdim. Hemen bir özgeçmiş hazırlayıp özel dershane ve özel okulların kapısını
çalmaya başladım. Özgeçmişimi bıraktığım bütün kurumlar yüzüme bile bakmadan adına cv mezarlığı
verdiğim bir kâğıt yığınına benim özgeçmişimi bırakıp dönüş yapacaklarını söylediler sadece. Bana dönüş yapan kurumlar ise neredeyse asgari ücretin (8500 tl şimdiki ) yarısından da az sayılabilecek bir maaş öneriyorlardı. Bende babamın sözlerine daha fazla maruz kalmamak için bir market ya da bir fabrikada çalışmaya karar verdim. Bana sözde eğitim kurumlarının bir öğretmen için vermiş oldukları maaşın iki katını vereceklerdi. Yine babamın yardımı ile bir markette işe başladım. Kasiyer olarak yeni başlamış olduğum markette bir öğretmene pek saygı gösterilmiyordu. Yeni çalışma arkadaşlarım arasında da alay konusu olmuştum. İlkokul mezunu olan müdür (15 yıldır markette çalıştığı için ) sürekli okul okumanın gereksiz olduğunu demeçlerle anlatıp durdu. Markette çalışma serüvenim bir hafta sürdü sadece. Toplumda alay konusu olmamak için yarı fiyatına da olsa özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak işe başladım. Aldığım para yol ve sigara parama yetmediği halde çevremdeki insanlara öğretmen olarak çalıştığımı söylüyordum. Bir markette yahut bir fabrikada para kazanıp alay konusu olacağıma parasız olsam dahi çevremde öğretmen olarak anılmam daha saygın biri olmamı sağlıyordu. Kimsenin nasıl bir durumda olduğumdan haberi yoktu elbette. Özel eğitim kurumlarının sömürüsüne de daha fazla dayanamadım. Öğretmenliğimin bir yılını tamamlamadan polis alımlarının yapılacağını benimle aynı kurumda çalışan bir arkadaşımdan öğrenip beraber polislik için başvuru yapmaya karar verdik. Her ne kadar sevdiğim meslek olan öğretmenlik dışında bir meslek yapmak istemesem de toplumda alay konusu olamamak ve parasız kalmamak için bazı evrak işlemlerinden ve katıldığımız bir mülakat sınavından sonra polis olarak seçildim. Altı aylık sıkı bir eğitim sürecinden sonra mesleğe başladığım ilk hafta istifa ettim. Göreve başladığım ilk hafta bir gece devriyesinde gezerken gelen anonsta bir apartmanın sekizinci katında yaşayan bir aileden dört gündür
haber alınamadığını komşularının kapıları çaldığı halde herhangi bir ses alamadıklarını ve ailelerinin telefon ile ulaşamadıkları ihbarı geldi. Olay yerine yakın olduğumuz için anonsa belirtilen adrese gitmemiz için emir verildi. Yanımda iki polis memuru daha bulunuyordu.. Biri uzun zamandır bu mesleği yapan benim gibi bir öğretmendi. Diğer memur arkadaşımızda benim gibi yeni başlamış ama öğretmen değil, bir laboratuvar teknisyeniydi. Üç atanmamış üniversite bitirmiş polislerdik. Apartmanın önüne geldiğimiz vakit site yöneticisi karşıladı bizi. Sekizinci katta oturan iki çocuğu ve karısı ile yaşayan komşularının evine üç dört gündür aidatı almak için gittiğini ve herhangi bir ses gelmeyince şüphelenip haber verdiğini ayrıca adamın dokuz aydır aidatlarını ödemediğini ve kendisini pek fazla tanımadığını söyledi. Ekip amirimiz yolda olay yerine giderken telefon ile tanıdığı bir çilingiri arayıp adresi tarif edip adreste hazır bulunmasını söyledi. Çilingir bir saatlik uğraş sonucunda kapıyı açabildi ancak. Kapı açılır açılmaz ağır bir ceset ve acı badem karışımı bir koku genzimizi yaktı. Koku o an başımı döndürüp bütün hücrelerime nüfuz edip esir aldı beni. İçeri girer girmez karşılaştığım manzara karşında şoka uğradım birden. Odadaki kanepenin üzerinde elele tutşan bir adam ve tahminimce sekiz dokuz yaşlarında iki çocuk yatıyorlardı. Büyülü bir gücün etsisi altındaymışım gibi farkına bile varmadan el ele tutuşan baba ile iki çocuğunun yanı başında çocukların elini tutarken buldum kendimi. Ekip amiri olayın son zamanlarda yaşanan siyanür ile zehirlenme olaylarından biri olduğu fark eder etmez odadaki herkes dışarı kaçmaya başladı. Odada ne kadar kaldığımın farkına varmadan çocukların ellerin bırakamadım hiç.Apartman yöneticisinin adamın bir de eşinin olduğunu söylediği birden aklıma gelince istemsizce odalarda dolaşmaya başladım, masanın üstünde bir not gözüme ilişince yarım kalan hayat kırıntıları arasında bir ruh gibi dolaşıp banyo kapsının önüne gelince annenin cansız bedeni ile karşılaşınca kusmaya başladım. Afad ve olay yeri inceleme ekipleri koruyucu kıyafetlerle eve girdiklerinde bayılmak üzereydim. Çocukların yanına oturup ellerini bırakmadan sessizce ekipleri izlemeye başladım. Olduğum yerde bayılmışım. Beni de öldü sanmışlar önce, nabzımı kontrol ettiklerinde yaşadığımı anlayınca hemen hastaneye kaldırmışlar. Kaç gündür hastane yattığımın farkında bile değilim. Olay kayıtlara siyanür zehirlenmesi olarak geçtiği için bir hafta boyunca karantinada kaldım. Hastanede ziyaretime gelen yakınlarımdan kimseyi yanıma almadılar. Hastaneden çıktıktan sonra ilk iş istifa dilekçemi vermem oldu. Kısaca sağlık sorunlarından dolayı istifamı talep ediyorum şeklinde bir dilekçe yazıp polis müdürlüğüne teslim edip arkama bile bakmadan hızlıca ayrıldım. İntihar eden aile bir türlü aklımda çıkmıyordu. Babanın çocukları ile ele ele tutuşup intihar edişi sadece gazetelerin ilk sayfa haberlerinde bir gün kalabildi. İntihar olayı gündemde kalması dört canın sonsuza yitip gidişinde değil de siyanür vakıasından dolayı oldu. Mesleğimden istifa ettikten sonra oturduğum evden ayrılıp tekrar annem ve babamın yanına memlekete taşınmaya karar verdim. Bir akşam vakti eşyalarımı toplarken hastaneden çıktıktan sonra bana teslim edilen torbanın içindeki eşyaları bavuluma yerleştirirken katlanmış bir kağıt parçası olduğunu fark ettim. Olay gecesi bir ruh gibi evin içerisinde dolaşırken cebime koymuş olmalıydım. Kâğıdı açık baktığımda tekrar hayatımın şokunu yaşadım. Babanın ölmeden önce yazmış olduğu intihar mektubuydu.
‘’ Yirmi yıla yakın çalıştığım iş yerinde bir günde bütün varlığım hiç var olmamuşçasına silindi. Dokuz
aydır çalışmıyorum. Yıllardır düzenli olarak ödeme yaptığım ev sahibim bile 5-6 aydır ödeme yapmadığım için evden çıkmamı istiyor. Parasızlık kendime olan saygımı yitirmeme neden oldu. Çevremdeki insanların acıyan dolu gözlerle bakışlarına artık dayanamıyorum. Eşim ve en çokta çocuklarımın gözlerinin içine bakamıyorum artık.
Karım için iyi bir eş ve dünyaya getirdiğim çocuklarım için iyi bir baba olamadım.
Bu yol umut yoludur.
Geri gitmez adımlarım,
Bakarken gözlerimin derinliklerine
Bir çift göz
Aç, susuz, suskun,
Beklerken bir dilim ekmek.
Bu yol umut yoludur
Geri gitmez adımlarım
Önümüz yoksulluk
Ardımız açlık
Ruhum yangın yeri
Bedenim isyan ateşi
Sefalete,
Yoksulluğa ,
Kimsesizliğe,
Çaresizliğin adıdır
Bu ölüm....
* Herkesten özür diliyorum ama artık yapacak bir şeyim yok. Hayatımıza son veriyoruz. (İmza S.Ş)
*Gerçek hayattan alınan bu kesitte intihar eden şahsın isim ve soy ismi sadece baş harfleri verilerek
gizlenmiş ve kişilik haklarına saygı gösterilmiştir. Ardından bırakmış olduğu intihar notu adı geçen
şahsa aittir.
**NOT: Yukarıda anlatılan olaylar içerisinde ‘siyanürle intihar’ olayı gerçek hayattan alınmış olup, diğer
bütün olaylar ise kurgu ürünüdür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder